Adalet Hanım
Ağır ağır yatağında doğruldu ve her zaman olduğu gibi uyanır uyanmaz geceden hazırladığı suyu içti. Güne yine göğsündeki yalnızlığın ağırlığıyla başlıyordu. Her sabahki rutinini bir görev bilinciyle yerine getirirken içinde bir yerlerde taşlaşmış bu yalnızlık duygusu her gün olduğu gibi bugün de yaşlı kadının ruhundaki saltanatını sürdürüyordu.
Çayı pek sevmemesine rağmen her sabah demlerdi. İki kişiyken kazanılan bir alışkanlığı diğeri gittiğinde devam ettirmemek onda bir suçluluk, ihanet duygusu yaratırdı. Şimdi de eşiyle birlikte oluşturduğu rutinleri hiçbir şey eksilmemişçesine devam ettirmeliydi.
Çayın kaynamasını beklerken mutfak taburesine oturdu. Ayaktayken bacaklarının titrediğini görmek onda bir acizlik, yetersizlik duygusu yaratıyordu. Otururken “Beni asıl bitiren, gün günden belimi büken bu yaşlılık değil. Bu sıkışmışlık, aynı döngü içinde hareket etmenin yarattığı tekdüzelik.” diye düşündü.
Çay henüz demini almamasına rağmen kendine bir bardak koydu ve içeri geçti. Pencerenin önündeki tek kişilik koltuğa oturdu ve izlemeye koyuldu.
Görece sakin bir caddede oturuyordu. Kayda değer bir şey pek sık yaşanmazdı. Yine de her gün işe giden tanıdık yüzleri izlemek ona sonucu bilmenin getirdiği bir iç rahatlığı veriyordu.
Önce yan apartmanda oturan, her günkü giyiminden ve tıraşından çıkardığı kadarıyla memur olan adam çıktı. Bu adamın da günden güne omuzları düşüyor, gözlerinin çevresine ve dudağının kıvrımlarına bir gölge mi düşüyordu ne? “Kendi ruh halimi başkalarına yamamaya çalışıyorum.” diye düşündü.
Günlük manzara farklı insan yüzlerinde şekil bularak devam etti. Kadın yaşlı ve kayıtsız gözlerle seyrediyordu. Az sonra bu alışıldık görüntüyü değiştiren bir çift çıktı ortaya. Bu genç ve parlak yüzler yan yana dışarıdan bile okunan bir iletişimin sıcaklığıyla yürüyorlardı. Konuşmanın, bakmanın, yan yana durmanın getirdiği bir iletişimin ötesindeydi.
Sokağın köşesine geldiklerinde durdular. Belli ki birinin o anda ayrılması gerekiyordu ama kalma istenciyle birbirlerine bakıyor, hareket edemiyorlardı.
Yaşlı kadının içinde bir şeyler kıpırdandı. Uzun zamandır içinde uyuyan, ortaya çıkacağı zamanı kollayan bir duygu. Özlem değildi. Özlem onu sürekli yokladığı için genelleşmiş bir duyguydu. Günlere yayıldığı için de etkisi azalıyordu. Bu duygu ise belki daha önce kendini göstermemişti. Kendini birden müthiş dinç hissetti. Koşup onlara sarılmak, teşekkür etmek istiyordu. Gülmeyi unutmuş dudakları yukarı doğru kıvrıldı, sönmüş ve buz gibi gözlerine bir ışık geldi yerleşti, ifadesiz yüzü sıcaklıkla parladı. İki duygudaşın bu muhteşem, hareketsiz dansını merakla izliyordu. Şimdi, bu sonbahar sabahında, sokağın köşesinde, sadece sevmek zamanıydı. Güzelliğin, sıcaklığın, sevdanın, özlemin, kavuşmanın, kopmamasıya sarılmanın zamanıydı. Sarılmanın birleştiriciliğiyle birbirlerine baktılar. Arkalarını döndükleri anda içleri titreyecek, tekrar görüşecekleri zamanı zorlukla bekleyeceklerdi.
Bu iyileştirici, yenileyici an biter bitmez kadının yüz hatları eski ve alışıldık haline döndü. Gözlerindeki heyecan ve merak birden silindi, her şeyi gizleyen koyuluğu tekrardan geldi. Yavaşça yerinden kalktı ve mutfağa geçti. Soğumuş çayı lavaboya döktü.
19.11.21
Yorumlar
Yorum Gönder