Kayıtlar

Anagram

Başını ellerinin arasına almış, odada dolanıyor. Oradan oraya gidiyor, masanın üstündeki sayfaları karıştırıyor, büyük bir sıkıntıyla iç çekip yerine bırakıyor. Ona öyle geliyor ki, odası erimekte.  Saat 6'da, olur anlaştık. Evi bulurum bir şekilde, geleli çok olmadı ya, sen unutuyorsun asıl. Hayır, suçlayıcı konuşmuyordum özür dilerim. Biliyorum, biliyorum. Aramızda duygusal anlamda hiçbir şey olmayacak, defalarca söylemene gerek yok.  Geçen kış yazdığı şiirin yer aldığı bir sayfayı alıyor eline. Hızlıca kelimelere göz gezdiriyor. Midesi bulanıyor. Şiirin nelerden bahsettiğini bilmiyor, gözü salt kelimelerde. Yoldayım evet. Ne? Hayır onu giymedim. Üzgünüm.  Pencere kenarına gidiyor. Cebinden çakmağı çıkarmaya çalışırken yere düşürüyor. Zihni allak bullak sigara yakıyor. Utanç içinde kelimeleri düşünüyor. Yazılarda, öykülerde, şiirlerde gözü dönmüş biçimde kullandığı kelimeler gözünün önünden akıyor. Sorun değil, benim de çok vaktim yok zaten. Ben de seni özledim. Bir sig...

Bir Silah, Bir Ölüm, Bir Keskin Ağrı

Üç el silah ateşlendi gecenin içinde. Düşünceyi kesintiye uğratan ve sonra da akışını değiştiren bu mermiler nereden gelir, nereye gider? Şimdi bir silah, bir ölüm, bir keskin ağrı, bir siyahlık düşünülür oldu. Yine de, öncesinde de düşünüyorduk elbet. Kıyısında köşesinde dolanıyor, eğilip suyunu içiyor, gölgesinde dinleniyorduk. Tüm bu kavramların. Biz yine de ateşlenen silaha suç atacağız, suçlanacağız. Biz eninde sonunda. Suç olacağız. Utancın gölgesinde dinlenirken herkes. Biz gözleri yatırıp ıraklara. Pek uzun zamandır arzuladığımız. Büyülü bitimi BEKLEYECEĞİZ. 11.06.25

Çukurun İçinde Pek Rahat

Karakterimiz dibi görünmeyen bir çukurla karşılaştığında, yorucu bir tümseği aşalı çok olmamıştı. Düz bir yolda yürümenin keyfini çıkarıyordu. Zihninde, inanır mısınız, tek bir düşünce yoktu. Fakat bu çukur şimdi yeni bir ışık yaktı zihninde. Durup düşünmesi gerekiyor. Yanından geçip gidebilir. Önünde bağdaş kurup oturabilir. En mühimi, içine doğrudan atlayabilir. Bu seçeneklerin hepsi şimdilik, uzunca düşünüp karar vermesi gereken bir dizi belirleyici. Bu zihin ışığı çok kısa süre parladı çünkü karakterimiz şu an bu çukurda. İçine doğru kendini hızla fırlattığında elleri ve kolları yara bere içinde kaldı. Dizleri kanıyor. Yukarı bakıyor ve tek bir ışık parçası görünmüyor. Biz onun gülümsemesini seçebiliyoruz. Seçiyoruz çünkü artık onu tanıyoruz. Öyküye başladığımız andan itibaren, onun için bu çukura atlayacak olmaktan başka bir seçenek olmadığını da biliyorduk. Yine de bir seçenek yanılgısı sunmak bizi tatmin etti. Bize kızmayın, o da hoşlanıyor böyle illüzyonlardan. Ona eninde sonun...

Bozgun

Bir bozgundan çıkmışsınız Eliniz yüzünüz felaket  Baştan aşağı kıyamet gördükleriniz Tanıklıklarınız yalandan ibaret Kör kuyularda Yusufsunuz İz sürücüsünüz topalsınız Gözleriniz pek iyi görüyor bir karanlığa yerleşmişsiniz Siz bir koca çelişkisiniz Yazarsınız romantik yaftası yemişsiniz Şairsiniz toplumcu etiketi sırtınızda  Üzerinizde koca koca yazılar Siz bir ışıklı reklam panosu olmuşsunuz Solcusunuz ütopyacı demişler arkanızdan Kulağınıza geliyor elleriniz titriyormuş Bir giyim olup çıkarmışsınız sokaklara Komik bir tipleme olup dönermişsiniz eve Tüm kentte yayılıyor isminiz Kentliler ellerini ovuşturarak bekliyor Önce büyük bir suçlulukla taşıyacakları Sonra güle oynaya gömecekleri tabutunuzu 07.01.25

Ben Sizi Daha Önce Gördüm-dü

Tüm yüzler yıllar sonra çıkıp gelmiş baba, her gün görülen sevecen anne, yılların içinden başını uzatan dost, bir günlüğüne tenimize dokunan el, sarhoşken arayan eski sevgili, her gün aynı saatte denk gelinen komşudur. BURADA HERKES VE HER ŞEY TANIDIK.  Yabancıyı arama sancısı korkunç ve adeta kâbuslarda bir giyotinin altında durup dikilmek "yeni ve yekpâre insan nerededir" sorusunu namluya sürmek ve tüketene kadar koşmak bir aynaya çakılıp kalmak en sonunda kırık parçalarda mahvolmuş allak bullak bir suratı görmek ve bu surat hiçbir şey ve hiç kimse değildir sanki dünyaya geldiği anda uyuşturulmuş cansız yabancı kaskatı ve duygusuzdur bakın size diyorum ki duygudan yoksun yitik bir yüze bakmak kadar korkuncu yoktur ve yeni bir şey söylemeyecektir bu yüz yalnızca sahibini ufaltacak ufaltacak ufaltacak ve 30.12.24

Suç/lu

Ben bu kentin suçlu dinleyicisiyim. Bu görev bana kentteki en suçlu insan olmamdan ötürü verildi. Seziyorum ki yakında idam cezasına çarptırılacağım. Bu süreye değin günlerimi pek suçlu insanlarla dolduruyorum. Bana verilen görev onları yalnızca dinlemek ve verdikleri çirkin deftere notlar almak. Bilirsiniz, anlayışlı ve en az onlar kadar suçlu bir çift göz karşısında ağızdan çıkmayacak hiçbir itiraf yoktur. Kent yetkilileri çoktan çözümlenmiş bu itiraflarla ne yapar bilmem. Zaten ben de onlara yalan yanlış cümleler veririm. Bir rahatlama anından doğan dürüstlüğü, öznenin sonunu getirmek adına kullanmak kadar zalimce çok az şey vardır. Fakat ben ahlaklı bir insan değilim. Suçlu ve meraklı bir çocuk ne taşırsa içinde, ondan ibaretim. Bugünkü suçlu on dakika gecikti. Yeni görevliler evimin yolunu bilmiyor. Evet, kendi evimde görüşürüm getirilen suçlularla. Kentliler bunu sıcak karşılamaz. İnanır mısınız, benim yatak hayatıma dair dedikodular dâhi dolanır. Suçlu, suçludur!  Zil çalıyo...

Kurmaca Yas

Bir varoluşun yasını tutuyorum. Elbette bir ölümün yasını tutmaya benzemiyor. Daha kurmacalı, daha düzmece bir mekanizma. Kendisini her geçen gün yineleyen ve yalanlayan bir özlem çarkının içinde doğrulmaya çalışmanın mücadelesi, pek tabii bir yas biçimi hâline gelir. Bunun tek bir rengi yoktur. Kokusu ve sesi, tende dolaşan hain bir eli vardır. Çarpıcı ve yumuşak bir gülümsemesi, ağlanacak bir omzu vardır. Her yanı kuşatan baştan aşağı bir anlayışı, bir odanın içinde yükselen gülüşmesi vardır. Bu yasın zalimliği artık tüm bunların soluk birer an parçasına dönmüş olmalarıdır. Çarkın artık ağır aksak, tek bir tarafın kol gücüyle hâlâ (ne yazık ki!) işliyor olmasıdır. Ne zaman duracaktır bu çark? Ağrıyan bir yürek ile bekleriz. Ta ki önümüzdeki ve ardımızdaki her şeyin önce biçimini bozup sonra da yıkana dek. 23.12.24

Onarılamaz Olur

Bir zamandır tek sayfa kitap okumadım. Üst komşu bağırıyor, neye bilmem. Herkes mutlaka bir yerde bağırıyordur zaten, şaşılacak şey yok. Böyle bağırtılardan sonra nedense hep ele bir bıçak alınacağını, bir duvara bardak fırlatılacağını ya da herhangi bir elin kalkacağını düşünürüm. Bu senaryo o kadar kuvvetlidir ki zihnim onu neredeyse gerçekliğe varan biçimde sonuca ulaştırır. Zihnimdeki bu ihtimal dünyanın bir yerinde gerçekliğe dönüşmüştür artık. Bunun için yapabileceğim hiçbir şey olmaz. Sigara yakıyorum üst üste. Yaktığımı unutup tekrar tekrar yakıyorum. Gülüyorlar bana. Ne dalgınsın! Ne düşünürüm böyle anlarda? Bunu da bilmem. Bana dair ne varsa dürtüdür. Bu da anlaşılmamıştır henüz. Ben dürtülerden ve arzulardan oluşurum. Olur da anlayan çıkarsa bir çukurda bulacaktır kendini, muhakkak. İtilmiş hâlde. Suçlusu her zaman olduğu gibi benimdir. Ben her koşulda ve her insana karşı suçluyumdur. Yüreğim bunu her mahkemede söyleyebilecek onura sahiptir. Onların her şeyi var, onurları yo...

Dikkat! Uyuşturulmuş Uzuv

beynimizi uyuşturan bir sarhoşluk içindeyiz seksin nehrinde boğuluyor, koca koca adamların  küçük, çok küçük sözlerini dinliyoruz midemizi bulandıran her şey artık bir gerçeklikten başka hiçbir surette görünmüyor  sürüp giden ereksiyonların peşinde kan kaybediyoruz tırnak ve ter ve daha birçok parçamız kalıyor parkenin üzerinde  eski sevgililerimiz büyük bir bıkkınlıkla yerde kalanları süpürüyor  bu rezil tiyatroyu izledikçe bulantımız artıyor  bıraktıklarımızın görüntüsüne hiçbir düzlemde dayanamıyoruz bir sokağın ücra köşesine  kusarken her bir parçamızı mutsuz şairler korosundan bir ses yükseliyor: bizim içimiz suçlu, içimiz! 03.12.24

Benim Korkaklığım Korkunç İvan'da Yoktur

Ölüm bende sanki hiç somutlanmıyor. Bu sancının şeklini, ışıksızlığını, neye benzediğini gösteremiyorum. Parmağım tam işaret edecek, bir tetiğe basılıyor. Herkes oraya bakıyor. Ben oraya bakıyorum. Bir kurşunun geceyi delip geçtiği yere bakıyoruz. Ses gecenin içinde nasıl da buz gibi, elle tutulur. Şaşıyorum. Bir acının öyle ya da böyle, hiçbir yerinden tutulamayıp hiçbir yere sığmayışına - şaşıyorum. Eylül akşamlarını bir çuvala koyup havasız bırakmak istiyorum. Kendimi bir çuvala koyup havasız - Benim korkaklığım Korkunç İvan'da yoktur, boş verin. Ben yalnız mahvedilmiş bir yaşamın ağrısı ve intihar düşüyle yaşayacağım. Gencecik yaşta öldürmeden kendimi, sararıp solmamı gün günden izleyerek. Bir yanda mücadele var tabii, değil mi ki soylu düşümüz. Parmağımın gösteremediği bir başka görkemli imge. Bana öyle geliyor ki; bu bahsi geçen kızıl imge, hayatla omuz omuza kaş altından bakışılan bir yoldaştır. Bize en suçlu hissettiren / bizi düştüğümüzde kaldıran. Çok sevgili birinin dedi...