Suç/lu

Ben bu kentin suçlu dinleyicisiyim. Bu görev bana kentteki en suçlu insan olmamdan ötürü verildi. Seziyorum ki yakında idam cezasına çarptırılacağım. Bu süreye değin günlerimi pek suçlu insanlarla dolduruyorum.


Bana verilen görev onları yalnızca dinlemek ve verdikleri çirkin deftere notlar almak. Bilirsiniz, anlayışlı ve en az onlar kadar suçlu bir çift göz karşısında ağızdan çıkmayacak hiçbir itiraf yoktur. Kent yetkilileri çoktan çözümlenmiş bu itiraflarla ne yapar bilmem. Zaten ben de onlara yalan yanlış cümleler veririm. Bir rahatlama anından doğan dürüstlüğü, öznenin sonunu getirmek adına kullanmak kadar zalimce çok az şey vardır. Fakat ben ahlaklı bir insan değilim. Suçlu ve meraklı bir çocuk ne taşırsa içinde, ondan ibaretim.


Bugünkü suçlu on dakika gecikti. Yeni görevliler evimin yolunu bilmiyor. Evet, kendi evimde görüşürüm getirilen suçlularla. Kentliler bunu sıcak karşılamaz. İnanır mısınız, benim yatak hayatıma dair dedikodular dâhi dolanır. Suçlu, suçludur! 


Zil çalıyor. Her seferinde kapıya giderken kalp atışlarım hızlanır. Onları gördüğüm anda ise tamamıyla sakinliğe bürünürüm. Yine de heyecanımın merak imgesine bulaşmış tarafı sönümlenmiş olmaz. Suçlarını dinlemeyi ellerimi ovuşturarak beklerim.


Yirmi beş yaşlarında bir erkek. Esmer, yorgun ve duygulara bulanmış bir yüzü var. İçeriyi, rahatsız edici ölçüde dar odayı işaret ediyorum. Tam bir saat sonra görevliler onu almaya gelecek. Onları komik büyüklükteki silahlarıyla uğurluyorum. Artık baş başayız.


Odayı inceliyor. Muhtemelen bu küçük odaya bu kadar eşya dolduran birinin zihni hakkında bazı çıkarımlar yapıyor. Gözlerini takip ediyorum. Bir kitabın üzerinde duruyor. André Gide, Dar Kapı. Gözlerini kitaptan kaldırıyor ve kapıya bakıyor. Gülümsüyoruz. Bu, ikili bir anlayışın oluşmaya başladığı binlerce anlardan yalnızca biridir.


Sevecenlikle gözlerinin içine bakıyorum. Onunla bu odanın sınırları dışında tanışmış olsaydık, pek tabii ilgimi çekecek bir yumuşaklığı ve bununla ters orantılı sert yüz hatları var. Bir tecavüzcü, katil ya da devrimci olabilir.


Suçlular genelde çocukluklarından başlayarak bir suç taslağı çizerler bana. Adım adım, suçu işledikleri noktaya nasıl geldiklerini, nasıl da her koşulun onları haklı çıkardığını anlatırlar.


Bu çocukluğa bulanmış suç anlatısını koltuğumda rahat biçimde yerleşmiş beklerken, suçlu ilk cümlesini söylüyor. "Beni hemen burada, şu dakika öldürün, dayanamıyorum." Yerimden doğruluyorum. Bu cümle kanıma hızlıca karışıyor ve zihnimde korkunç ışıklar yanıyor. Ellerine bakıyorum, yerli yerinde duruyor, kayıtsız. Gözleri yalnızca acı ve bekleyiş ile bakıyor. "Seni hemen burada öldürmem için bir sebep ver bana" diyorum. Bir nüfuz hâlinde, istila edercesine cümleleri sıralamaya başlıyor. 


"Suçumu sana anlatmayacağım. Ölüme giderken rezil suçumu da kendimle götürecek ve toprağa karışacağım. Tek arzum, yaşantımın ulaşması gereken tek nokta bu. Beni sen öldürmezsen idam edecekler. Halkın önünde, en aşağılık biçimde. Sevgilim, belki o bile görecek sallanan bedenimi. Biliyorum, dayanamayacak ve gelecek. Kendine acı çektirmeyi öteden beri sevdi, buna da tanıklık edecek. Ama sen bilmezsin! Narin bir kuş gibidir bedeni. Hastalanacak, yataklara düşecek. Ah, bir saat bile yaşamamalıyım ben. Hainin yüzüne nasıl tükürülürse benim de mezarıma öyle tükürmesi lazım kendine insan diyen herkesin. Ben artık bozulmuş bir anlatımdan başka bir şey değilim. Yakalanmadan önce birkaç saatim vardı. Neden yapmadım? İntihar neden bu denli uzaktır her zaman? Burnumun dibinde, elimin altındayken neden uzanamam ona? Çekiciliği buradadır, onu bir an aklımdan çıkarmadan arzulayışım bundandır. Fakat eminim sen bana yardım edeceksin. Bak, gülümsüyorsun bana. Gözlerin anlıyor beni, biliyorum. Sonra, kitap dolu bir odadayız. Ortak imgelerimiz oldu bu zamana kadar, değil mi? Bunlar senin yüreğinde bir yerleri oynatır mı? Sevgilimin de saçları aynı senin gibi, yalnız onunkiler çok daha koyu. Üzülür bazen, "sert mi duruyorum?" diye sorar bana. Öyle anlarda inanır mısın, bir aynaya dönüşmek isterim! Onu tüm güzelliğiyle yansıtacak çaresiz ve âşık bir aynaya... Fakat böyle bir duygusallık yersiz. Sevgilim güçlüdür. Bu zorluğu da aşacak. Yokluğumun imgesiyle günlerce dövüşecek belki ama bitkin çıksa da yenik çıkmayacak bu kavgadan, biliyorum. Dağıtıyorum konuyu, özür dilerim. Ölümü ellerimize verir misin?"


Bu cinnet-konuşma bittiği anda kalkıyorum. Üzerinde tozlanmış kitapların olduğu çekmeceyi açıp silahı çıkarıyorum içinden. Kovanda yıllar önce hazırlanmış iki tane mermi duruyor. Silahı uzatıyorum.


24.12.24

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bir Silah, Bir Ölüm, Bir Keskin Ağrı

Bozgun

Anagram