Az Işıklı Bir İmge

Başını çevirdi, omzunun üstünden ona bakıyor. Aynı bankta oturmalarına rağmen onu uzaktan, parkın öbür ucundan seyrediyormuş gibi hissediyor. Şaşılmayacak şey, ilk karşılaştığı şey gözleri. Bu hissi sevmedi korktuğunu duyumsayarak ve çaresizce ve ah, sanki suçluyor bu gözler. Yerin metrelerce aşağısından bakıyor bu bir çift kahverengi göze. Geçmiş imgeleri bulup çıkarmak istiyor. Ne demişti bu gözler bana hiç konuşmuşlar, sevişmişler miydi benimle?.. Ve işte birkaç yarım koku, az ışıklı bir mekân dışında yardımına koşan hiçbir imge olmadı. 


"Ne oldu sevgilim?" Bihaber olmanın fevkalade rahatlığı. Fakat efendim görüyorum ki hepten habersiz değil. Bu sorgulama, cevabının sinsice rahatsız edeceğini bilen bir sorgulama. İşte şimdi huzuru kaçacak ve insan olmaya yaklaşacak ve insan olmaktan uzaklaşacak. Bir parça etkileyicilik için gözleri bir kenara bırakmalı. Onlara bakmak gözlerindeki direngiyi kıracak usulca, farkında. Şimdi gözlerini dudaklarına indirdi. Sanki hiçbir şey söylemeyecek bu ağız. Suskulara doğmuş. Bir sırrı büyütmeye doğmuş. Konuşmaya doğmamış. Bu pembelik de besbelli dudağın bakirliği. Kimsenin sesi soluğu olmamış, bir kez olsun isyan etmemiş eylemsiz bir ağız.


Ufak, kendi yaşamanın olağan gerekliliği olan bir soru sormuştun: "Ne oldu sevgilim?" Evet bir başlangıç noktamız vardı senin huzurunu kaçıracak olan ve bizi adım adım yaşamanın ucuna sürükleyen ve seni nefes almaya başlatacak olan. Yalnız sesim bu çığlığa güç veren şey değil. Birazdan bankta benim kapladığım yeri küçük bir mektup kaplayacak. Bunu bilmemin fakat senin habersiz olmanın üstünlüğüyle bakıyorum bu sefer gözlerine. Sorgulayıcı bir ifade yerleşmiş. Bunu seviyorum. Mektubu okumadan peşimden gelmeyeceğini bilmenin rahatlığıyla dudaklarına bir öpücük konduracağım ve adımlanmaktan yorulmuş bu parktan çıkacağım.


Bir kedinin yalnızca istediği ânlarda sevgisini gösterip yavaşça gitmesi gibi salınarak uzaklaşmasını izledim. Dudaklarıma konan bu öpücük alışılmış bir haz deneyiminden nasıl da uzak. Bir sonu ya da başlangıcı bildiriyor bana biliyorum. Henüz bu bildirinin içeriğini öğrenmeden, bilgisiz gözlerle son defa bakacağım bu parka. Mektuptan başımı kaldırdığımda biriktirdiğimiz imgeler şekil değiştirecek. Bu acılık. Bu beklenenin gelmesi. İçimde bir fidan tomurcuklanacak, içimde bir çiçek solacak, içimde... İşte, gözlerim mektupla buluştu.


"Fırtınakuşu'na...

Sevgilim; bazen yaşamak, insan olmak, herhangi bir arzu sahibi olmak öyle rezil, utanılası ki... En çok da bu duyguyu hiçbir zaman sana tam anlamıyla ifade edemeyeceğim için üzülüyorum. Bu içimdeki yaşarken kirlenmek duygusunu atamıyorum. Yaşamımda el bebek gül bebek büyüttüğüm şeyler bile bana gülüyor sanki, alay ediyor. Temiz değiller biliyorum. Yaşamayı öylece koparıp, parlatıp yerine koyamıyorum. Sevgilerin bile bu kadar kokuşmuş biçimde yaşanıyor olması ne kadar korkunç. Sevgilim, onların bizi ilgilendirmediğinden bahsedeceksin bana. Bizim bu haleli sevgi içinde hep temiz kalacağımızdan dem vuracaksın. Oysa çocuk yanın hiç bilmiyor. Etraf bu kadar kire batmışken temiz kalmanın imkânsızlığını bilmiyor. Bu adiliğin dönüp dolaşıp bize çıktığını bilmiyor. El değmemiş, apaydınlık bir şey arıyor gözlerim bu dünyada. Alıp onu sevmeye, bize katmaya, büyütmeye... Ellerimiz bir gün o renkli, diri meyveye uzanacak, biliyorum. Seni bu aydınlık sorgunun içine çekiyorum. Gözlerin bu satırlarda dolaştığına göre artık bir gerçeklikte yan yanayız. İçimde umut etmek sevdası ve sen, hep orada birlikte.


Saf ve temiz kalmış tek yerden, çocuk oluşundan öpüyorum."


21.06.23

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bir Silah, Bir Ölüm, Bir Keskin Ağrı

Bozgun

Anagram